11 Mayıs 2018 Cuma

Ben hiç kimseyi sevmemişim..
Senden önce ne varsa, silindi gitti beynimden.
Nerede doğdum? Nasıl büyüdüm?
Ve ben kimleri sevdim senden önce..
Hepsi artık çözümsüz bir bilmece..
Hic kimseyi ozlemedim bu kadar.
Adini andigimda sizlamadi burnum.
Gogus kafesine hapsolmadi hic, son aldigim nefesim.
Hic bugulanmadi gozlerim senden once.
Bugulanmis bir pencereyi silip elinin tersiyle
Sokaklarda dalip dalip kaybolmadi gozlerim.
Ben senden once hic kimseyi sevmemisim.
Tirnaklarim torpulenmemis duvarda.
Sabrimin kapilari zorlanmamis sonuna dek.
Aci cekerken de sevilebilecegini,
Ustelik belki de en kiymetlisinin de bu olacagini
Hic ama hic kimse kazimamis beynime.
Ben hic kimsede sevmeyi sevmedim senden once.
Daglara yakisan kari, gelincik ciceklerinde bahari,
Ve hic sevmemisim
Onumde ucsuz bucaksiz duran okyanuslari.
Hic kabullenmemisken rotasinda surukleyen ruzgari
Bu kadar cabuk boyun egip indirmemistim yelkenlerimi.
Ben senden once sevmemisim meger.
Bir duvar gibi bilip, sirtimi hep gelecege dayayip
Geri adimlarla ilerlemisim
Gozlerimi attigim adimlardan ayirmadan.
Ben oysa senden once
Hic duzgun yurumeyi bilmemisim basamaklarda.
Simdi senden oncesi yok.. senden sonrasi var.
Ve sensiz, yapayalniz yasamak var bu aski.
Susmak var, konusmamak var yine.
Tespih tespih cekmek var her gunu
Her gun olmek var yani gelecegin gune dek...
Ben hic kimseyi sevmemisim senden once.
Hic kimseyi bu kadar..
Hic kimse icin ölmedim
Ve dirilmedim yeniden...
Ve.. hic kimsenin gozlerinde
Hic bu kadar erimedim.


25 Mart 2016 Cuma

Sırf Sen Sevdin Diye

Birini seviyorsun, gökyüzünde bir homurdanma başlıyor. Bulutlar birbirine çarpıyor ya da her ne oluyorsa işte, yağmur başlıyor.

Kimi seviyorsan onun olduğu toprağa düşüyor bu yağmur. Onun çoraklığına yağıyor. Bir kıpırdanma başlıyor toprağında belli belirsiz. Ancak hızlı çekimde görülebilecek bir kıpırdanma bu.

Bir tür kalp atışı gibi, bir şey atmaya başlıyor yeryüzüne doğru. Sanki içeride yumruk varmış da, dışarı çıkacakmış gibi. Doğum öncesi bir tekme gibi.

Anladın işte, daha önce gömülü bir şey, inatla güneşe çıkmak istiyor. Kimsenin durduramayacağı bir şey. Küçücük, kaskatı, renksiz bir tohum, sırf sen onu sevdin diye yağmuruyla buluşuyor.

Biraz daha seviyorsun, toprağı delip bir fidan gibi taşıyor dışarı. İnan o da kendinden habersiz. Bilmiyor henüz meşe mi, kayısı mı, manolya mı. Bilmiyor kokusunu yaprağının. Bilmiyor rengini çiçeğinin. Ve tabii bilmiyor tadını meyvesinin.

Sadece gökyüzüne uzatıp kollarını, bir kutlama yaşıyor kendince. Güneşe çıkmayı kutluyor. Birisinin onu sevmesinin cesaretiyle kendisini gösteriyor işte.

"Niye saklanayım ki?" diyor, "Birisi beni seviyorsa, sevilecek bir şeyim. Her neysem."

Az biraz daha seviyorsun ve baharı geliyor. Rüzgar bir postacı gibi, müjdeler taşıyor ona. Renkleniyor yaprakları. Sanki boş bir boyama kitabı sayfasıymış gibi, bir çocuk delicesine dolduruyor içini. Hem de taşıra taşıra çizgilerini.

Kollarındaki, karnındaki renklere aklı duruyor. Yumruğunu sıkıp, fışkırtıyor dallarından çiçekleri, meyveleri. Güneşle yağmurun kızı, gökkuşağı bile kıskanıyor onun bu halini. Nasıl da karıştırmış diyor, benim üst üste dizdiğimi.

Elinde değil biraz daha seviyorsun, gitgide sevilesi bu şeyi. Kendini de seviyorsun hatta, böyle bir şeyi saklı bir tohumken sevebildiğin için.

Sen sevdikçe, o artık hiç korkmaz oluyor mevsimlerden. Ne sonbaharda sarardığına utanıyor, ne kışın çırılçıplak kaldığına. O kökün onda olduğuna güveniyor artık. Karların eriyeceğini, rüzgarların dineceğini daha doğmadan bilen kuşlar gibi selamlıyor geleni. Uğurluyor gideni.

O büyüdükçe büyüyor. Sen sevdikçe seviyorsun. Herkes merak ediyor, bu hızla nereye gidiyorsunuz? İçlerinden diyorlar ki: "Daha ne kadar sevebileceğinizi zannediyorsunuz?!" Bu soruları siz hiç duymuyorsunuz oysaki, rüzgar başka yere taşıyor o sesleri.

Senin sevginle yeşertip kocaman yaptığın o insan, gün geliyor gölgesiyle senin kusurlarını örtüyor.

Gün geliyor ulu gövdesinin en tepesinden aldığı gökyüzü havadisleriyle, seni koruyor fırtınalardan.

Gün geliyor, "Gel tırman gövdeme de, kendinin ne kadar küçük olduğunu gör" diye pansuman yapıyor acılarını önemseyen ruhuna.

Gün geliyor kuru dallarını uzatıyor sana, yakıp ısınıyorsun. Gün geliyor gövdesine sarılınca, insanlığa dair çok eski hikayeler anlatan ulu çınarlar gibi dertleşiyor seninle.

Sırf sen onu sevdin diye, bunca şeye sebebiyet veriyorsun.


*Kelebeğin Hayat Sırları*
  Nil Karaibrahimgil

7 Mart 2015 Cumartesi